Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

Yarımlar

Sen elimi inkâr etsen de en hazırlıksız anımda sende soluklanmaktan vazgeçemem. Bir başka sığınağım yok benim. En yüzsüz yanımla karşına çıkmaktan başka çarem de yok, utanmam da. Bundan bilirim bu sevişmelerimiz gayrı rızaidir. Kim bilir bir an gelir yumuşayıp akarsın durmak bilmeksizin sonsuz beyaza. Zihin bohçam, bahçesinden ilham almış, ağzına değin doludur. Tıka basalığın gayrı bir ehemmiyeti de yok gibi. Ben sade bir vuslata vesile olmak isteyen kapıkulu, bir elçiyim bugün. Zevalimden imtina ümidimle karşındayım.

Yarım.. Şimdi düştü yarınlar ve yarımlar. Yarım bir yanım, diğer yanım gibi yarım. Tel titreşimleriyle avunup görünmez tellere tutunan nice yarımların bir adedi. Nice yarımını tamamlamak için bulanık sularda debelenen eksiklerden. Sen ve ben, hey gidi, tatlı hayallerin erişilmez uzaklığından birbirimize birbirimizi katmaya çalışanız. O en güzel deklanşör karelerinden iki çayın kokusuna hasret kalan. Dumanlarını birbirine katıp karıştırmak dileyen bir masada yan yana, ah otursak şimdi, en varılamayacak gibi çeşit seyrül mekanların etek uçlarında, hani mesela Galata'da bir akşamüstü yürümekteyizdir. Ne fairfaxi be adam, ne barmbeki. Bizim leylâmız, kız kulesinin gamzesinde tutsaktır. En ferah yerimiz, büzüşüp sığdığımız kutu odamızdır. Wie gesagt, ve akıp geçti su misali yıllar..

Bu buruşuk pürüzlü duvarlar nedir önümde, yürüdüğün ağaç yollar nedir, far yaktığın geniş caddeler. Donuk beynim, havası kadar donuk döçlandın, buz kesmiş baharın ortasında patikalarımız. Birbirimizi uzaktan üfleyerek eritmeye çalışarak, sıcak yılları anımsatmak da bir yandan, zoraki tuttuğumuz busemizde gevrek kahkahalarımızla. Eh be reyis, ehleyerek ve dehleyerek koşturuyoruz yolları, yılları. Bu nallar nereye değin çekmez isyan bayrağı, paslanır da kalır mıyız bu gevur ovalarda? Dilimizden caka satarak kendi dar çeperlerimizden, yırtar da geçer miyiz sahte zamanları, çöp yılları; yürür gider de varır mıyız kendimize, kendimizi kendimizle tamamlar mıyız? Diğer yanımızın nasibi buz mudur, anestezi midir uyuşuk, yoksa idarelik yeter mi birkaç yara bandı? Duam, ki becermek bize hasret, yarımızın yalnız yarımıyla hemhalliğidir. Hele de bir gelsek dip dibe, ikinin kalın birliği gibi, iki tam bir bütün oluruz da alnımızı kaldırmayız topraktan.

İşte bu iki uç noktada salınmak, siyah ve beyazı aynı anda barındırmak da grinin tekine maruz kalmak. Maruzumuza rızamızdan razı olunur mu bilmem. Bu soğukluk başımdaki, kalbimdeki titrek alev umutla. Bu hissiz tezatlığımla taze, seni de anmışlığımla bu gece sessiz yine. Sessizce geçiyor yıllar..

Karmaşıklığımızı toparlayacak bir şefkât eline, inkar edenin de sahibi, niyetle..
Kadrajımıza içten gülüşlerimizi beraber sunmak hayaliyle..

Ve daim sevgiyle ..

Yorumlar

Popüler Yayınlar