Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

İkİ dev

Küçük dev, siyah beyaz bir çerçeveden bir gece yarısı oturdun gönlümün yamalı döşeğine. Hayatı renklerden arınmış başıyla yaşamak sınavına tabi tutulmuş, dünyanın o an en kırılgan, ismine ihanet edercesine maddiyatına aykırı ve lâkin ruhuyla isminden de öte bir direk gibi dikelmeye durmaya çalışan diğer küçük bir dünya ile. Tıpkı sen gibi. Tıpkı birbiriniz gibi. Siz öyle ne güzel ve ne acı dikeldiniz birbirinize öyle. Kaç kez daha dillendiririm tüy çıkar biter yine de susmadan yine de yetmez bir ömre ya. Ben burada okyanus boşaltmaya hazır bir baraj, sizse bir deniz derya. Bir erişebilseydim size, birlikte bir dünyayı dolduracaktık.

Yükseliyordu. Üzerine bastırdıkça daha da kabaran. Yok saydıkça fışkıran boşluklardan. En derin havzalardan, kaynaklardan, anadoludan, bağrımın tam ortasından efil efil. Ses ve nidaların bir boşlukta yayılıp kayboluşu gibi görünmeyen yankısız duvarlar. Ah duvarlar, içimi içime hapseden. Ellerimle kaderimin örülmesi nakış nakış, toz pembesi ipliklerle. Sahte ipekler, kozalarında saklanan yaşlı böcekler, dikiş tutmaz beyaz entarilere ırak. Saçlarım uzayıp yerlerde sürünse temizlesem tozu toprağımı. Gözlerim durmaksızın diplerime süzülse. Silinse sürmelerim ışık süzmelerine. Işık hem körlüğün en parlak anıdır. Yürüyemeden tökezledim yuvarlandım kanyon çatlaklarına. Elimle kendimi ve paçamdan sarkanları benimle tutmak şimdi. Paçalarımızdan tutmak bizi.

Çok uzaklarda iyot kokulu buruşmuş parmaklar özlüyorum hiç görmediğim. Saçlarımı okşayan nasırlılar gibi. Bir kumsala bedenimi yaymış gibi. Çırılçıplak özlüyorum her şeyi. Yalın ve beyaz fakir kokumu, boyun bükmüş ve şişmiş gözaltı torbalarıma hasretim hiç tecrübe etmediğim. Avuç içlerimin terlemesini ve gül bahçelerini. Dudaklarımı sıkarak sizlerin dibine düşecek bir damla olmaya hazır, çeperlerimden buharlaşmayı bekliyorum.

Dibine düşecek bir damla dudaklarımdan,
Buharlaşıp çeperlerine yapışan.
Olmaya hazır, bekliyorum.

Bir kuru havzaya baş aşağı yıllarca durmam gerekli. Yeşilden uzak, yaşama en uzak toprağa. Açık operasyon kendime, herkese kapalı. Nükleer akıntım boşalmalı. Uzak durmalı insanlar, havzamdan çok uzaklarda. Zehrimden kaçmalı ve yapay kokularda devam etmeliler solumaya.

Kâinatın en güzel köşesi hiç varolmadı. Bir tezahürdü hep, yapay aromaydı. Yüreğimden serpilmedi umut tohumları. Beyaz zambaklar mavilerde hiç açmadı. Bekledim, bekleyeceğim cebrî. Ben Senin en güzel beyazını belki de hiç göremeyeceğim. O vakit ben tam iki kere daha öleceğim. Doğal bir ölüm silsilesi olacak bu. Yapaysız aromasıyla boğazlarda kekremsi bir tat bırakacak olan.

Ben her yerim buz tutmuş bir beyaz sergileyeceğim. Avuç içlerim terleyecek, toz toprağı süpürmüş saçlarımla. Saçlarım yere değecek, tıpkı yüzüm ve dizlerim gibi. Çırılçıplak, beyaz entarisiz, dikiş tutmaz. Gül bahçelerine bakmaya utanarak. Toz pembesi sahnelerimle körleşeceğim. Işık hem karanlığın en açık anıdır. Böcek olmak dileyeceğim, kozasından hiç çıkmayacak.

Yükselecek. 
Üstü eşelendikçe daha da artarak. 
Kabaran boşluklardan. 
Göz torbalarımdan.
Yankısız duvarlarımdan.

Siz iki küçük devin önünde efil efil yüzüme tüküreceğim.




Yorumlar

Popüler Yayınlar