Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

mit freundlichen Grüßen

Söyleyecek çok sözüm vardı, her birini rengarenk ağaçların dallarına astım. Sonra bir gece yarısı oturup tabiatı dinledim. Bir melodiye daldım uzun uzun, kelimelerimi ise akışına bıraktım. Her biri farklı coğrafyaların sularına karıştı. Gittikleri yerlerden bahar yoncalarıyla bazen, bazen mevsim yapraklarına yazılmış nezaket nutuklarıyla geri geldiler ayak uçlarıma. Yüzümde bir tebessüm bıraktılar, bazen rengime denk geldi renkleri, değiştirmedi. Bir gün ayak diretip posta güvercinlerinin narin kanatlarına rüşvet sıkıştırmışlığım da olmadı değil. Gittikleri yerlerden teşekkür mektupları getirdiler gerisin geri. Alındılarıyla gözlerimi kısıp içime baktım. Derin bir mavzerde polenler uçuşuyordu.

Bir gün uyandım ve hiç taramadım saçlarımı. Aynaların cilvesine burun kıvırıp kıyafetlere de yüz vermedim. Dışarı attım kendimi, saydam renklerin oval yüzeyine. Bir yaprağı doldurdum, yalayıp sardım ucuna bir duman verdim. Heybemi yüklenip bir yerlere yetişmeye çalıştım. Kendimden kaçıp kendime varmaya bir yola düştüm.

Postamın müsebbibi bir yabancı nazikçe ilikleyip ceketini yanıma yanaştı, bir kahve dedi. Elimden tutup götürdü beni, oturtup bir şeyler anlattı. Güldüm yarım yamalak anladıklarıma. Tarihçesine girdi kendi serüveninin. Tuğlalar indirip kaldırdı, sıvadı duvarları, değiştirmişliğinin gururuyla bir yudum aldı fincanından. Beyaz gömleği kırışıklık barındırmayan sosyetik sınıfındandı. Büyük bir aristokrat edasıyla ellerimizi tokuşturup uğurladık birbirimizi. Heybemle yeşil çimlerden çıplak insanların arasından geçip yelkenlileri izlemeye durdum. Saat erkeni erken geçiyordu.

Sonra baba oldum, yavrularımın saçlarını okşayıp ateşlerine baktım. Sırtlarını kaşıdım körpe oğlanların. Payımı kör bıçakla kesip tabağıma servis ettim. Biraz yiyip müsaade istedim. Kendimin son seferine arka kapıdan yanaştım.

Sözlerim vardı, hiçbirini söylemedim. Bir gün güneş çıktı hayra alamete yordum. Siyah dipleri sıyırıp beyaz papatyalara evirdim henüz batmadan. Koparmadım da yapraklarını, koparmak benlik değildi ya, salındıkları yere yeniden diktim. Okşadım kokularını, biraz fısıldadım kulaklarına. Heybelenip indim tabelasız bir durağın ortasına. Saçımı şöyle bir düzelttim, adımlamaya başladım. Tanışmadığım dostumun mekanına bir göz gezdirdim, göremeyince mekanına bir selam bıraktım, yoluma devam ettim.

Tekne turnaları, balıklara taciz uçuşunda, bense hemen başımı çevirdim. Hızlandırdım adımlarımı, sardım yine, ucuna da dumanı. Suratıma mısralar haykırıldı, kabul edip altına küçük bir imza karaladım. Olmadığı kadar terletiyor bu havalar insanı. Sıkıp süzdüm su damlalarımı. İçimi tıklatıp müsaade alınca küçük bir adımla girişimi yaptım. Tabiat bana lirik parçalar söylüyordu, dallar meyvelerini taşıyamayıp eğmişti boyunlarını.

Ben de eğip başımı karşılıksız bırakmadım:

Ve aleykümselam.
  

Yorumlar

Popüler Yayınlar