Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

Güzün Tomurcukları

Hızlı geçen zamanın bazen ne kadar da yaşanmışlıklar barındırdığı, genç addedildiğin bir yaşta ihtiyar gibi bakışlarını kendinde yakaladığın bir yer oluyor burası. Bazen sadece eline bir kahve alıyor insan, sonra bir duvara dikiyor gözlerini, bazense gökyüzüne, susuyor, sessizliği dinliyor. En çok yaprak hışırtısına ihtiyaç duyuyor insan, dilde değil, ruhen, içinin kalabalıklarını semaya uğurlarken. Taze bir zihinle zamana ayak uydurmak istiyor, tedbirli ve nazikçe. Vakit geçiyor, akşam oluyor, uyuyor gökyüzü, sessiz saatler ve ruh, işte şimdi baş başa.

Geçen her zaman, renklerin üzerinde bir plastik poşet gibi. Renkler, renklerin hepsi gride birleşiyor. Oysa siyah ve beyaz kadar netliklerinden vazgeçemezken insan. Işıkların küçük oyunlarıyla değişiyor bütün renkler, mecazlar. Her defasında hatırlatıyor bana bu diyar, üzerinde yürüdüklerin kıymet barındırmaz bir masiva tabiat. Çünkü ölünce doğacağız bütün gerçekliğimize. Çünkü bir yetim ağlarken yüzün gülemez her daim. Avuçlarını umutsuzca açanlarla avuçlarınız dolu kalamaz hep. Siyah her daim devam edemez, tıpkı beyazın zamana yenilmemesinin imkansızlığı gibi. Melekler çünkü, uçarken yaban diyarların berrak semalarında, dillerimden serbest lirikler dökülsün isterim. Çünkü bir anne, görebilseydi evladını son bir kez, yeniden doğururdu saban kırımlarının arasına. Ellerimle düzeltebilseydim eğer, güvercinleri yollarından çevirirdim.

Güz yaprakları doluyor gözlerime, ömür son senelerde bir ayrı geçiyor. Dolan yaprak değil toprakmışçasına. Her biri diğerinden sıyrılmaya çalışırken aynı zeminde buluyorlar kendilerini. Bu dahi gösteriyor bir perdenin en son nasıl çekileceğini. Bir perde kapatacaklar gözlerimizin perdelerini açmak için. Sonra bizi yola dizecekler. Yol yürüyeceğiz işte. Önceden yürüyenler belki çok daha rahat ilerleyecekler kaçılmaz kaderlerine, önceden süzülenlerin sürünecekleri yerlerde. Elime bir top verdiler ben küçükken, ben o topumun arkasından ve yolcuların hırpalanmış dizlerinin arasından, koşarcasına gitmeyi dileyeceğim.

Belki üflendimse önceleri, belki kararmadan son bakışlarım, içime bal dökecek arılar, kozalarından çıkacak ekim kelebekleri. Yüzüm tebessüm edecek gözlerim kapanırken, tıpkı kanatsız meleğim gibi, gül sularıyla yıkarlarsa beni, bir gülme alacak sanki beni. Öteleri, ötelerin misk çimlerini, ferah nehirlerini, ab-ı hayatı, yüzü siyahlara bulanmış küçük kız çocuklarına versinler önce.

Dönünce, iç dinginliği ile uğurlansın ey, 
Yemişler bahşettiğin soyut dirilerin.  

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar