Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

Mezâhİr Düşlerİm

Lusitropik kamelyasında oturmuş bir dal salar da durur kendini, gök artık siyah ve mavi. Yıldızlar çocuk sineması. Bu sanal gerçek bir çizgi animasyon bana. Çok derinlerden bir nağme yavaşça sürüyor ellerini. Gecelemeye bir şemsiye üstümüzde deli yağışlarla bilet kesmiş. Uzaktan gözlerime bir ışık süzmesi gece lambalarından belli belirsiz. Manzaram camlardan kendini salan damlaların aşağı süzülmesi. Ardında küçük tomurcuklar bırakan mercek yansıması yakamozu içinde büyütmüş. Bak işte tam arkada ve en tepede nasıl da loş ve sade yayıyor içine. Şapırtılar inildiyor her adımımda. Beyaz şal boynundan gecenin gözünü kamaştıran, uzanan bağrına. Rüzgar avuçlarıma okşatıyor saçlarını. Piyanist edasıyla uzak diyarlara gözlerini raptetmiş dolanırken parmaklarım, her bir nota size geceyi anlatmalı. Daha sakin ve yavaş yoklayıp öperek içinize evreni sığdırmalıyım.

Yavaştan ritmine kendimi bırakıyorum. Başım bir sağa bir sola kavisli, ağzımdan sessiz hayatım akıyor. Bazı yerlerinde kaşlarım bir inik bir kalkık, gözlerim kısılıyor bazı. Derin bir hikayeyi, çocuk ruhumu oturtup dizimde, anlatıyorum torunlarıma titrek yaşlanmış bir ses tonuyla. Görülmüş tatlı günlerin iç geçirten çerçeveleri gözlüklerimin, silip değiştirip takarak yerine kitabıma dalıyorum. Dizime değin kar anılarımı aşıp penceremin ucunda bitmiş, yanıyor iç köşemde şöminemin ceviz kabukları. Alacakaranlığın sessiz martıları kanatlarıyla bulutlara kasideler dökmekte. Çağlayan gürül gürül hücrelerimde doğan, tüylerimden bırakan kendini. Çizgiler ve renkler zahirlerin burcuna sancaklar dikiyor. Masalımsı rüyanın tahammülsüz tahayyülleri.

Sadece güzele dair bugün. Sadece kelebeklerden ve çiçeklerden bahsetmeli. Güneşin güldüğü iki dağ arasından yeşil çayırları uzanıp yaran mavi pastellerden ve yeşillik otlayan yumak toplarından. Çünkü ben en güzel dünyamı küçükken çizdim, en cesur diklenişim küçük yüreğimin alın teriydi.

Şimdi dizimde oturmaya devam edin, çünkü bugün romatizmaları çekmeceye kaldırdım. Bugün kemiklerim buz, bileğim sert, tellerim siyah. Siz bugün bir çocuğun kendinden büyük tatlı torunları. Benimse bu sanat, yıldızlar da bayrak yıldızı. Diyabet sancılarını da üst rafa kitledim, bugün bana her tat mübah. Bugün sen yanımdasın, ben senin ellerinden tutuyorum, sen beni tatlı sert döverek olgun rahmet meyveleri döküyorsun. Yine göğsüne yasladım saçlarımı, içinden dökülen pınar sesleri gözlerimi mayıştırıyor. Kucağına salıncak kurdum, gözlerim kapanınca üfleyip yüzüme döşeğime bırak diye beni.

Herkes nilüfer ve zambaklar diyarında doğdu bugün, herkes verdikçe yüzleri güzelleşti. Uyanınca beyaz oldu her yer, kestaneler kuzunelerde sıralandı, ninniler salındı, pötürlü ellerle kaşındı sırtlar, masumane uykulara dalındı. Gazetelere sarıldı sıcak somunlar, minik parmaklarla ucu kopartılmış orman patikasında. 

Renklerin hepsi bugün benim, önünüzde uzayan sonsuz sayfalar. 
Çizin durun baldan tatlı torunlar.
Bakışlarım son perdede ötelere dalacak.
Ve uzaklaşıyor kameranın son panı,
Derinden mırıldatan melodi sonatı;  

Do si la mi fa ...  

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar