Ne diyeyim, nasıl anlatayım bilemem, beceremem. Dilerdim ki yine yanı başında hepsini sessizce sana dökeyim. Yine uzaklaşmasını bekleyeyim insanların. Oturup yanı başına hasbihal edeyim. Okşayayım yeni bitmiş taze çiçeklerini, bir hazneyle besleyeyim özünü, ucuna kuşlar için rızık dökeyim biraz, dayayayım elimi gül köşene. Olmadı.
Ayların geçmesini bekleyip sana koşacaktım. Yine utanarak, kıyından yanaşarak yavaş, yaklaştıkça adımlarım küçük küçük, sana gelecektim. Sonra susarak bazı, bazı birkaç kelime dökülürdü dilimden, soğuk karlı bir kış sabahı, her gelişimde misafirlerin artmıştı yine, böyle bir gün olacaktı. Etrafta zili taze çalınmışlar bazen, bazen sadece ikimiz. Yıkanmıştın gül suyuyla, kokun hiç çıkmamış aklımdan, ben küçük, yanımda benden de küçük canınla, beyazlara bürünmüş, yüzünde huzurlu gülümsemen. Seni son kez gülerken görmem. Yine gözüme gelirdin, yine sulanırdım, şimdiki gibi. Olmadı.
Aramıza siren sesleri, karanlık belgeler. Düşününce büyüyüp, erince az çok aklım, mutluyum senin için, görmemen gereken ne varsa görmediğinden. Görsen de, ki senin gözün perdesizdir, yaşamamandan. Kargaşalardan sıyrıldığın için seviniyorum, seviyorum seni benden de seveni bundan. Yeri beyazlar bürümüş kuru zamanlarda yanındalığım daha çok bitiyor aklımda, onca yeşil ve sıcak tecrübelerime rağmen. Bilmem ki neden, belki içimi soğukta derin hissetmemden, sessizliğinden belki doğanın, diriliş beklemesinden. Hatıralarımın canlılığına inat edişinden. Birkaç aya muhabbetlenecektik. Olmadı.
Dinince sesler, gelince gece, devamlı dururken, bir ince cam, titrer durur iç köşemde. Merak ederim, nasıl olurdu seninle şimdi yüz yüze, ne okurdun, neyi nasıl severdin, sevmiştin. Ciddi konuşmalarımızda saygımla utanıp hayranlığım ne dereceydi karşında. Ruhumu nasıl okşardın, nasıl biri olurdum bir bakmanla. Şöyle oturup yüz yüze bir muhabbetin belini neresinden ne derece.. Olmadı.
Senin ayındayım, en sevmediğim; senin günlerinde, üst üste, bitişi beni saldığın, kıymet veremediğim. Ben hep niye bazen onbirimde, akşam vakti dizinde, dayamışım göğsüne, zikrin içimde, kalbinle yüreğimde atan. O sallamalarını unutamamam niye. Sessiz fısıltılarını alemden duyduğum niye. Neden hatırlayınca sulanmam, durunca damlamam. Holün ortasında, önümüzde perde, arkasında güzel bir bahçe, ama sen başka yerde, ben senin bağrına büzüşmüş. Olsaydın sırlarına ererdim. Kokularını sunardın gelip gireyim diye. Erseydi yaşım, belki dip dibe. Sade semaya dönmüş, sessiz fısıltıların, somuttan sıyrılmış, soyutun içinde. Olmadı.
Dünyanın en güzeli, tanıyamadığım. Bildiğim içimde, hissettiğim en derinden, sessiz kalışınla kelam edemeden. Sessiz yaşamam senden bana. Kırınca kırılmam gibi içimden. Senin gibi sessiz olmak nasipse bana. Sessizlikle anlatanlara, anlayanlara gülümsersin sen.
O yüzden sana sessizlikler..
Yorumlar