Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

bahar çİçeklerİ

Göğün güneşle çatlamaya durduğu sabah kerahati. Gecenin elinden eteğini çekmiş ve güne yanağı kızarık ilk selamını vermiş. Başakların sarı saçlarını okşayıp önce, tarla patikasından kulaklarına uğuldayan rüzgar. Dinginliğin soluğunu sarıp bedenine gözlerini usulca örtmesi. Alemde bir devranın her gün yeniden dirilişine denk gelişin, sessizliği çizen ritüel kısık ayak seslerin. Aynı atmosferi temaşa eden bahar çiçeklerinin ciğerlerine yeniden doluşu. Bu koku, ki uzak zaman ve diyarlardan anımsadığın ve nereden geldiğini bilmeye yanaşmadığındı. Ondört yıldır doludizgin atlarla bu amansız kaçışın nihayete ermesi niyetiyle bahçelerin hangi yamaçların bağrında büyümüşlüğünü görmeliydi artık.

Hava bir garip, aksi olaydı burada olunur muydu ya. Bu garip diyarın mayhoş kokusunun esbabını bilmeliydi. Suyuna mürekkep damlatan, sütü bozan mayalanmaların da diyarıydı elbet. Bu hengamenin karanlığına nurunu özünden alan löküz tutmalıydı. Eskici rafından düşen asır kokulu. Bir yol çizip nasibime gelesi. Zahirden bilenin latifesi düğüm tutmazdı. Her şey ayan beyan taşlara yazıldıydı. Bayır kenarına dudak üstüm terlediğinde varmalıydı. Bu güzel misklerin gizemine varmalı ve eğilip koklamalıydı. Gözün vasfı sahneden sıyrılıp perde ötesine dalmayaydı. Tanıdık bir gönlün satırlarına habersiz dost olmuşum. Ondan bakmıyorum artık saate, gecikerek yetişilen yerlere vuslat olunuşları bildiğimden, duymuşları icmaen tasdiklediğimizden de. Bundandır geçmiş zaman dökülüşümün bende her anı belirtişi. Tek bundan değil hem ineni mutmain etmek gerekmesinden. Hem bildim bu sefer birkaç bilinmeyeni, zaman semada asılı bir aynaymış ve kuşlar bu hengamede ancak rızkına uçarmış.

Hiddetle rızasız gidenin gemide çekeceği nihayetsiz ince çöpü, çöpü çekenin engin maviye mecburi yatışı, yatanın bir karna amansız girişi, mahzenini emniyetli tekne edişi, selamete hayırla erişini görmeliydi. Dağdan alevlerin göklerdeki alemi titrettiği bir günde şebiaruzundan şüphesiz duranı, yanına inen erbaba döktüğü balı, ardından semaya salınışı, süzülüp selamete inişini de. Bu bağların üzümleri, bu bayırların çiçeklerine önceden erecek yarık bir taban gerekliydi. Mütemerrid bu dumanı söndürecek ruhu beslemeliydi. Ama bakmıyorum saate. Sen bakmanın da hikmetlisini beklersin, ben de buna iman edecek dumanı örtme hevesimi. Gayrı yürümüşlüğümün henüz varamadıklarına ve bu yolların ötesine bağrıma bu bahar çiçeklerinden başka bir şey takmak, karından yeni bir dua döktürmek gerektirir. Et-tekraru ahsen burada zıddına erse de özü kâfi olsa, dilimdeyse ebedi asılı dursa. Gemi dursa yerinde, gitse de biletim yansa.

Demek sonsuz verileni kesîflerle değil latîflerle döğmeliydi ve elbet layığına dökmeliydi. Bezm-i elesten belliydi dokuzunda çıkınca öteyi arayacağın. Esrarı oluşunda gizliydi, buralara sığamazdı, masivaydı. Bizdeki bu deriyi meşguliyetin aciz çabasıydı. Taze etleri ve irinleri. Boşunaydı eşeyip durmalar, mesele şahika ve saikalardı. Sünühata erenin sarihasını, işaratıyla hemhal etmesiyle yalnız yürümemesi, duymaması, konuşmamasıydı buranın gayâsı. Böyle torbaların ağzı dünyaya kocaydı. Renkler beyaza ermeli, ruhlardan bir fedaî kalemini sadece yazara vermeli. Odunu İsa'ya, demiri Davud'a.

Zamana bakılmaz, burada hep depremi darbe geçer saat. Mefhum, yetişmeyi ölçer, görülen rüyalar da böyle vaktiyle çıkar. Pelesenk la yükellefullah, anladım yalnız birdir zaman. 

Burası cam ötesi, gülümseyip baş çevirmeye tatmin. 

Dileğim bahar çiçeklerinin ilk tadımlarına,

Bağrımdan özüne bir yürüyüş olsun.

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar