Muallak. Bir kelimenin bu denli ağır olabileceği gelmezdi aklıma. Gündelik dil lakırtılarından kopalı çok oldu. Düştü ve tam ortasına kuruldu ömrümün. Yaşam bir vücut ise şayet, kötü huylu bir tümör bu sözcük. Vücudu terk etmeyen, engellemeye gelmeyen, git gide çoğalan ve bütün vücuduma metastaz eden bir baş aktör.
Nasılsın sahi? Muallak. Nereye peki? Muallak. Niye? Muallak. E yarın? Muallak. Beş yıl sonra kendinizi nerede ... söylemesem mi artık? Biliyorsunuz.
Adım atmak istiyorum. Lâkin sis bir muallaktır yine. Attığım adım bir uçurum eşiğiyse... denemeli mi yine? Yoksa durmalı mı kaç ömür tükettim saymadığım yerimde. Neydi ama? Bir adım daha... Ve bir adım daha...
Zihni sabit kılan ve buz çağına döndürenmiş. Robot olmakla eşdeğermişsin. Uzuvlarını hareket ettiren düşünmeyen. Gönül de donsa bazen. Hissetmeden en ufak bir hissiyatı. Hiçbir nitelemeye gark olmadan takvimler devirsem.
İnsan olmanın en ağır yük sayıldığı bir devre denk gelmek. En büyük direnişi bütün çağların. İnsan olmak. İnsan olmak ve muallak. Anlıyorsunuz değil mi? Aralarına incesinden çizgi çizdirmeyen silgi tozlarını. Anlıyorsunuz artık değil mi? Kara silgi tanelerini. Bizi bir sözcüğe katık etmek dileyenleri. Görüyorsunuz değil mi? Heterojenliğimizi homojenize etmek isteyenleri. Kendi güzelliğimize ve berraklığımıza çamur çalan kör köstebekleri, lağım fareleri.
Sanmıyorum. Perdeleriniz güneş geçirmeyen. Işık, nasip listenizde üstü çizilendir artık. Duydunuz mu diye son kez sormak isterim. Balçık tutamaz ya hani. Hiç mi, sahiden mi? Dilinizde kepaze ettiğiniz kutsal sözcüklerin bizdeki derin mahcubiyeti.
Şair küçümsermiş. Yolun yarısı ve yaş skalası kuyruklu yalanı. Bu çağın bebeleri, her yaşında birkaç ömür tüketir. O halde... Kaç oldum bugün? Yarın peki? Bilemem. Dedim ya, her yer sisli.
Dedim ya,
Her şey,
Muallak.
Yorumlar