Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

Avuntu

Sözlerimin iplerini salıp dilinin kepenklerini indirdin. 

Aydınlanmanın delirmekle eşdeğer sayıldığı bir çağın dumanlar yükselen sokak aralarında gaz lambalarının titrek ve korkak salınışları vardı. Azınlık grupların tahta sıralarda çığ büyütmek için çırpındığı yıllarda hava depolarının karanlık köşelerinde vaftiz sularına şebeke karıştırılırdı. Sözde hainlerin eli kalem tutanlardan titizlikle seçildiği zamanlarda, loş ahırlarda çay kokusunda beyin fırtınaları eserdi. Masa başlarında uyurdu yeni yetme delikanlılar.

Zeytin kırıyor süt kuzuları, sonra içim yumuşuyor, gözlerim ışıldıyor izlerken.

Semaya bir sandalye üzerinden el uzatan beyaz görünce taze, içim kordonunu hiddetle koparıp dibine homurdanıp oturdu. Kırkların ceminde safiyane kim bilir kaç beden dara düş oldu. Işıkların şiddetiyle dalgaya duran çürük parazitler, vebaladıkları tebaanın cep diplerinde volta atıyor. Dünyeviyetin tamahkarlığına boyun eğerken Drusilla, nice bayram arifesinde Rubicon'u geçmişliğimizle dizlerimizin bağını çözüp tespihlerimizin tanelerini dizmeye duruyoruz.

Ne de güzel her bir telinin ayrı boya salınışı.

Az biraz koklasan sayfaları, belki içinde bir tohum çatlayacak. Gölgelerde benzeştiğimiz şemallerin akımında açmışız kollarımızı iki karış yanımıza. Çocuk yüreklerimizi titreten masivalıklardan semaya bir büzülüş sergileyerek sığınıyoruz. Açınca avuçlarımızı kepazeliklerimiz düşüyor. Bir kardelen barındırmışlığımıza iman ederek acziyetimizi tasdiklerken bir tutam bahar kokusuna karışmak diliyorum. Yazgısının okunmasını istemiyorken belki, cam çerçevelerle başına dikelmişler yüzünde kara kış hissedince kızarıp bardaklarından boşalıyor. 

Bu sessiz gidişlerin, en yüksek ayak patırtıları yüreğimde.

Kınamıza boyanmışlığımızla bekliyoruz. Boynumuz sıvazlanırken bağlı uzuvlarımız. Kulağımıza yeni doğmuşluğumuzun ilk selâsı. Başımızı kendi kıblelerine örtüp kesik darbeleriyle bizi ziyan ediyorlar. Kendimizin sırtına binerek seyfullahın üzerinde semahımızı tamamlıyoruz. Sofralarda oturuyoruz midelerine, boğazlarını büyük bir iştahla korlarla tıkarlarken. Ovalarında cirit atarken yağlı göbekler, her güne uykudan arınan taze iskeletler. 

Duymuşluğumuzla,
Yaşamımızın kade-i ahiresi.
Bu ayaküstü gidişin, baş üstünde yeri vardır.

Yorumlar

Popüler Yayınlar