Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Tebarüz
Tazeliğinden zehirlenmek yaşamın gerçek yüzünün bir kesiti. Ağzımıza bir sufle çalınınca mayhoşluğundan sersemleyen gülüşlerimiz. Parça gölgelerin kucağında sedire uzanarak vücudunu anestezi tesirine bırakınca saçma bir perdeden esen o en manalı ritimlere kulak kabartmak. En uzaklardan bir yabancıyla aynı masa etrafında kavuşmak için birkaç metrenin kâfi gelebilitesi. Baksın insan, tazelerden bayatlamanın keskin yollarına.
Kokuşmak seneler ötesinden peydahlanan bir arınamama hâli. Faraziye vukuların karşısında rahat bir duruş sergilerken laubali, sobelenmek ani, sonra elinde bir kırk yedi, yalnız burnun önde selam durduğu siyah örtüler içinde. Sen bir acizsin bıyıkları güneş görmemiş. Devrimci bebelerle hiç görmeden omuz omuza aslanların önüne bir kafeste sarkıtılan. Sonra bir süzme geliyor kontrast hastalığımı okşayan, ara sıra tıklamalarıma eşlik ediyor ve gözlerimi aleme kısıyorum.
Sansarların kokusunu duyuyorum kilometrelerce öteden. Sinsilik sandıkları seslerinden ve dımdızlak görüldükleri gölgelerden. Sesleriyle okşayıp avuçlarını kaşıyorlar. Pınarlar boşaltıyor fidanlar, çağlayanlar. Duman sunup yaşamlarıyla mukavele imzalıyorlar. Ergenliğimden zihnime takılmış bir sözümü tekrarlıyorum gölgelerin yalansızlığına dair. Yazı damağa çalıp kar altında altlarına yeni bitme karakovan enjeksiyon.
Dikelince ilk hücrelerime zehir ısmarlıyorum. Sonra sarı mavi yeşil ama en çok gri süzüyorum. Senelerdir kokmasın diye ciğerlerimi tuzluyorum. Dağ yarıklarından önce sızıp sonra doğaya en masum fışkıran berrakların ötesinde kendi yarıklarım arasından kaynağımdan içime boşalıyorum. Vadi yarıklarını ve platoları yara bantlarıyla bir arada tutarken dağ başlarından sislerin inişini, ovalce yamaçlardan sızıp yatay dağılmalarına camı kirli bir dürbünden şahit olur muyum diye gözlerim yaşarıncaya değin süzüyorum.
Asırlar öncesi düşüyor zihnime. Kıtlıktan toprakla bütünleşen beyaz atlılar, karınlarında bir kayayla güneş batıranlar, bileklerinden çaputlara oradan kanatlılar diyarına bir hançerle bağlananların çocukluk resimlerinden zihnime vakfedilmiş çerçeveler canlanıyor. Aslan avcılarının aslana evrildiği bir çağda yürekleri ağzında gevişleyenlerin seneler sonrası en güzele bakacak yüzü kalmadan kendi köşesinde ama yine beyaza bürünmüş çaresiz hâlleri aklıma düşüyor. Siz, göğün limanlarına sığındınız artık.
Asırlar sonrasını yaşarken duvarlara sürülmüş kanlar biliyorum bir alevin söndürülmesinden kalan. Küçük kağıt parçalarına vazgeçişlerin sığdırılmaya çalışıldığı anlar biliyorum ekose tellerin altından. Duvar diplerinden göklere ışık saçıp kanatlıları indirten, en güzeli döşeğinde ağırlayan, betonların kıyam durduğu anlar biliyorum ruhların cenin. Yürekleri gözlerinden akınca utancından kızaran cumhuriyetin kullarını biliyorum dilinden bağışlanmak dışında tek bir damla dökülemeyen.
Kökü tabiat anadan kopan fidanların kendi diplerini tuzlu sularla beslemeye çalıştığı bir çağ bu. Ağzı süt kokanların ailenin direği olduğu, bayındır sokakların kağıtlarından ekmeğini çıkaranların çağı. Yüzü siyahların pabuçlarına kara çaldırırken eli kararmışların güzel çehrelerini tuz deryalarıyla yıkadıkları bir çağ bu. İki şişle bir hayata pamuk ipiyle bağlanmışların çağı. Doğruyu duyunca sağırlaşan aygıtlara sırtında hayatını taşıyan küçüklerin acıyla gülerek cevap verdiği, sütten kesilenlerin güzel dileklerinin pişkin gülüşlerle sansürlendiği bir çağ. Muhafazakar tepelerin üstlerinin makinelerle soyulduğu, tökezleyenin yarıklardan düşüp kaybolduğu, ağzı kokmuşların bir çaya dem olduğu.
Ayağımı açıkta bırakmayan bir örtüye sığınıp yeni bir gün batırıyorum.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar