Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Dİyarın Üç Gözbebeğİ
Diyar ekmek kırıntılarının soframa taze sunulmasına müteakip üç çift göz ile oturup uzakları dinliyoruz. Her melodinin asırlara götürmesi. Kulaklarımızdan bir dünya tarihi geçiyor. Gözlerimiz sınırsız görüyor her bir anı, her bir yeri, yaşanmış, yaşanmamış. Demek perde değil perdeler ve yırtıp birini diğerine değin havaların her hâlini solumaktayızdır.
Koca çocuklar beni uyutmak için masallar mırıldanıyor. Oysa hepimiz yemen döşeklerin uçlarına uzanmışızdır. İsli kokuları hatırıma bir diğer göz getiriyor. Beraber soluyoruz. Hani o çaput bebeğin ikametgahı olan taş mahzeni. Nasıl özledim maki iklimlerinin kesik dağ kokusunu. Bilsen nasıl özledim bir tarla boyu uzanan sıram saçlarını, havadan nem kapan merhem yoncalarını. Durgun suların yüzeyinde boylu boyuna uzanıyorum.
Buzlu camlardan ışıklar giriyor, onca ışıklar her biri nereden geldiği görülemeyen, bir olup yarım yamalak ahşapta dinlendiriyor görünmez kanatlarını. Kendi gölgesinin dibinde ulu bir çağ serinliyor. Gökten yerlere uluyor ovaya inmiş postal sürüler. Nasıl da hissettirip hiç bir anlam barındırmıyor kelimeler. Burası sayın beyler, kapısı kilit tutmaz bir yol geçen hanıdır.
Demek dağdan inen her başağın sıcak alnını okşamalıymışız. Alıp koynumuza boylu boyuna sarmalıymışız. Sen türlü ezgilerin sicim yarıklarından göğe gülümseyen. Elbet bir kırık tasın narin ucundan tutmuşluğun vardır. Kollarımı yâren boyuna açıp içlerine sarılıyorum. Son tatminkar notasına basıyor kâinat. Beni sürü çobanlarına emanet ediyorum.
İçimin son hisleriyle taş oyuklarından rızıklanan serçeleri selamlıyorum.
Kırmızı halıları ve üstümde heybetlenen bahtiyar gök kubbeyi.
Sizleri Rahman'a emanet ediyorum.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar