13. Peron, saat 17:15, RE4 treni. Hamburg-Bremen hattı, küçük ömrümden geçen tüm ulaşım vasıtalarını kıskandıracak sıklıkla eşlik etmekte bir senedir. Her zamanki gibi cam kenarı yol aşırmaktayız. Yorgun güneş, görevini hakkıyla edâ etmenin verdiği gururla ve son gücüyle yeşil doğaya kızıllık yayarak batmakta.
Saat 17:25. Peşi sıra ağaçlar ve tarlalara uzanıyoruz. Uzun zaman sonra İnce Saz yeniden kulağıma fısıldamakta; "Yanımda bile uzaksın ...". Klasiktir aksine gidişlerim, uzakta bile yakın olabilmek peki diye soruyorum kendime. Dünya üzerinde kaç yürek korkmadan girebilir böyle bir yükün altına; kaç zihin silebilir mesafeleri?
Saat 17:47. Güneş, göğü kızıla boyayıp kayboluyor bu sefer. Trenimiz Tostedt'e yanaşıyor. Başka bir ses uzun zaman sonra; "Fırat Tanış-Yani Olmuyor". Tren hareket ediyor. Sanırım şehir uzakta kalıyor.
Ormanlar bir cam mesafesinden yüreğime doluyor saatlerindeyiz yeniden. Trende kimsecikler konuşmuyor. Yanımdaki benle tatlı bir huzur paylaşıyoruz.
Saat 18:03. Schön Abend anonsuyla bozuluyor sessizlik. Kondüktör biletimi soruyor. Sessizliğimize yeniden dönüyoruz. Rotenburg'tan devam ediyoruz.
Saat 18:10. Tam şu anda, bir manzara sunuyor doğa, insanı tek başına baktığına pişman ettirir cinsten. Müziğimi durduruyor, sessizliği yalnızca bu tabloyla paylaşıyorum.
Düşünceler zihnimde dansa durdu yeniden. Sağa sola savrulan bir sarhoş edasıyla ritim tutuyorlar. Ben, zihnimden uzak bir koltukta dansa sırtımı dönüp oturuyorum. Cam ötesi operası yavaş yavaş sonlanıyor artık. Saat 18:19.
Şehrin küçük ışıkları koşarak varıyor trenimize. Küçük binalar yavaşça büyüyor. Gökte kalan son kızıllık da terk-i diyar ediyor. Son sahne ayakta alkışlanıyor. Montumu giyip trenden iniyorum.
Saat 18:24.
Yorumlar