Weser nehrinin yanıbaşından usul usul yürümekteyim. Bilenler bilir denize olan düşkünlüğümü. Lâkin bazen daha küçük sularla yetinmeye çalışıyor insan. Günün en değerli vakti addediğim bu zaman dilimine küçük bir nehir eşlik etmeye çalışıyor şimdileri. Bazen on dakika, bazen yarım saat, bazen daha uzun veya kısa yoldaş oluyor bana. Bazen ise yürümüyor, yalnızca bir kenara dayanıp izliyorum usulca. İnsan gözünün uzun ve uzak boşluklardan aldığı sonsuzluk hissinden huzur bulduğunun bilincinde fakat bir otuz metre boşlukla yetinecek kadar kanaatkâr olmaya çalıştığım yetim dakikalar.
İçimde birikenler, Weser'in metcezrine ritim tutarak dökülüyor dilimden, gözlerimden. Herkesten sakladığım sırlar, nehrin akıntısıyla uzaklaşıyor. Önce dinliyor beni sakin, sonra götürüyor kendi deryasına. Duyduklarını salıverip devam ediyor akışına. Bu mevsimde bir su, bir insandan daha sadık olduğunu haykırıyor ayak ucumdan.
Her susulanın söylenmeye gebe kaldığı bu zamanda çok şey var söylenmek bekleyen. Kimi çekinceyle dile getirilemeyen, kimi için zaman gereken, kimi için beklenilen sadece. Biz yürümeye devam edelim; küçük soluklanışlarda bir kenardan su akışıyla sessizleşelim, ruhumuzu su ile dindirelim.
Zaman geçsin, sonra gelsin zaman. Söylenemeyenler dökülsün sulara, karışsın yedi düvelin rüzgarlarına. Bir müjdeye avuç açarak, bam telinden, en ince sızısından titresin bu kalp. Henüz söylenmeyen en güzel besteler dillendirilsin. Harfler kelimelerine, kelimeler cümlelerine, cümleler noktalarına erişsin. Bir romanın son sayfasından şeb-i arûslar işitilsin.
Ama şimdi susmak vaktidir. Birçok kelime öksüz kalmalı harflerine. Cümleler hasret çekmeli kelimelerine ve bir roman sabretmeli ölüm döşeğinde. Şimdi Weser nehrinde yürümek vaktidir. Bir deniz içimde dökülmek bekleyen... Söylenmeyen... Söylenemeyen...
Yorumlar