Kurumuş çöllerime esen alize. Ayakkabılarımı çıkarıp bastım toprağına. İki kelime arasındaki en uzun mesafeden sesleniyorum sana. Tozun yol olsun yoluma. Küçük bir çığırtkanlıkla, sessiz bir kıyamet ikliminde geliyorum yamaçlarına.
Topuğumda deve dikenleri, gözlerim kara elmas, kömür misali. Bir abil mesanesine sıkıştı fikrim. Bir çöl gecesi yıldızlarda yüreğim. Koca bir evren sığmış göğün damına. Attığım her adım, yâr olsun yanına.
Tez uçasın ebabil. Ağzında ateş değil, pençende zeytin dalı. Kurak iklimlere yağdırasın. Kâbe'yi değil, eşref-i mahlûkatı koruyasın.
Eh be seyyah; kurumuş boğazın mı seni korkutan, kan ter içinde kuyu suyu aratan? Oysa bir hiç olsan, kulağını toprağa dayasan, sağ yanından akan küçük nehri duyacaksın.
İşte ey yâr, kurak çöllerime su serpesin. Bir serap başından yükselen yağmur duam. Gözümü gönlümü yeşertesin. Avazım çıktığınca susarak geliyorum yanına.
Kurumuş otları estiren alize. Çıplak ayaklarımla bastım taşına. Yedi mevsim yol aldım dehlizde. Çırılçıplak, yorgun, bir başına.
Ey yâr, yolun toz olsun tozuma. Sessiz bir çığlık, küçük kıyamet rüzgarına.
Tek kelimelik en kısa mesafeden;
Utangaç tavrımla:
-Namaste.
Yorumlar