Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

bİr çİft yürek

 John 5:4
From time to time an angel of the Lord would come down and stir up the waters. The first one into the pool after each such disturbance would be cured of whatever disease they had.
&
Zaman zaman Rabb'in bir meleği yeryüzüne iner ve suyu bulandırırdı. Suya ilk kim adım atarsa bütün hastalıklarından kurtulurdu.


Şimdi bir Yavuz olabilmek var, döşeğini temizleyen bir Türkmen güzelinden öte. Bir dörtlük olabilmekten öte, bir mısra olabilmek önce. Ve bir mısradan önce, bir direk olup dikilebilmekte marifet. Bir direk ki, otağın merkezinde, cihanın ortasında bir Şam boyunca dikilmiş.

Bir dörtlük hani bilmem bilir misiniz? Gerçi bildiğimin hakikatı da belirsiz. Lâkin kendine bir şeyler katabilmek için hakikat elzem değil her daim. Bazen gerçeklerden bazen hayallerden beslenebilmeli. İki mısra ile başlayan bir serüven, bir padişahı ağlatan edebiyat. Sanatsa, hasat içindir kanımca.

Bir Türkmen kızı, temizlerken yüreğinin o tertemiz paresini kaptırdı Yavuz'a. İmkansızlığa dikildi dimdik bakışlarıyla. Dayanamamıştı yüreği, direnemedi, döktü içini; "Seven neylesin". Yavuz'un otağının direğine boşalttı gönlünü. Zaman geçti, Yavuz gördü, binbir ruh haliyle düşüncelerden geçti. Yazıverdi altına; "Hemen derdin söylesin". Ertesi gün Türkmen kızın gözleri direkle başladı güne desek mübalağa etmiş olmayız fikrimce. Heyecandan pırpır olmak hani, içi içine sığmamak ama kemirmek de bir yönden. Bu hâl ile hâllendi yine döktü eteğindekileri; "Ya korkarsa neylesin". Zaman geçmiş, Yavuz merak etmiş, gözü direğe ilişmiş. Görmüş ki yazdığının altına yazılmış yine. Kendisi de yazıvermiş altına yeniden; "Hiç korkmasın söylesin". Böylece hisler mısra olmuş, mısralar dörtlük:

"Seven neylesin
Hemen derdin söylesin
Ya korkarsa neylesin
Hiç korkmasın söylesin"

Yavuz emretmiş, bulun bu kişiyi getirin derdini yüzüme dinletin. Emir bu, ki Yavuz'un emri, hani denildiği gibi, düz duvara tırman dese merdiven sorulmaz, denenir. Hemen yerine getirilmiş emir, kız maşukuyla göz göze. Düğün tertip edilmiş, eğlence, şenlik. İmkansızlık diyarına kavuşunca yüreği, kaldıramamış Türkmen güzeli, oracıkta can vermiş. Ruhu Maşuk (c.c) diyarına göçüp gitmiş.

Yavuz, ki cihan hünkârı, iki satırla hasat olmuş böyle işte, gözleri dolmuş. Yüreğinden haykırmış, şiir olmuş, dökülmüş:

"Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kıldı hûn eksimi füzûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek"

Böyle kalplere mazhar olmak işte. Bir sevginin istidat telakkisi. Küçük bir avuntu bizimkisi.

Yorumlar

Popüler Yayınlar