Başında bir ömürlük seyahatinden uzun bağlanmış sarığı, sakalları olabildiğine uzun misk kokulu çakır gözlü yiğit bir delikanlı, delikanlı ihtiyar, mübarek addedilen toprakların bir bağrında uzun uzadıya dalıvermiş gözleri. Sözleri, içinde birikiminden taşkın bir hâl almış, taze doğmuş bir hiddet ve öfke kıvamıyla akıp gitmekteydi.
Afrika'nın bolluk ve bereket saçan sarı ormanları ve yemyeşil çöllerinde, okyanus dalgalarından etekli bir siyahi güzel gezinmekteydi. Ellerinde, toprağından taze rahmetli rengarenk çiçek demeti vardı. Bir yığının bir hiç uğruna ölmüşlerini tutmaktaydı. Bendenizliğine kurban edilmiş baba ocağından gurbet kokan gövdelerdi bunlar. Cenaze merasimlerinden yoksun tabiatın hediye süsü verilmiş taze cesetleriyle küçük bir mutluluk anına eriştiğinin başıboş bilinçsizliğinde, kendince aciz bir anlamlandırma çabası yüklediği bilinç sancılarından kurtulmaya çalıştı son bir gayretle. Yüzüne, asırlar sonrası acı tatlı gayrimeşru bir tebessüm doğurdu belli belirsiz.
Küçük yemek taslarıyla bir deli maviden nemalanıp, kurak bir coğrafya sulanacaktı. Bir kırık tas daldırıldı su fazına, bir kıtaya ilk çetin tohum ekildi ve beslendi baştan aşağa. Yağlı saç derileri ve ölü kokan hamam böcekleri, sinek kapan venüslerin mavzer boşluklarından topallayarak ilerledi. Ümit kuraklığından aklığını kaybetmiş kömür gözlüler ve üstlerinde yağlı böcekler, bir çırpı dallar korosu bıraktı sularını hamile topraklara.
Beyaz kokuluların darmaduman gürültüleri sonrası bıraktıkları zifiri siyah gölgeler, tam açılı güneş ışıkları gelmeden dağılamazdı. Barut kokuları ve asit yağmurları, tatlı su meltemleri ve fırtınaları beklemekteydi. Delikanlı bir kasırga eşliğinde terk edebilirlerdi yapay zeytin kokulu evreni.
Küçük ceviz taneleri döküldüler tek tek yuvalarından. Çürük benlikleriyle büyük kavgalara tutuştular. Oysa tek birini dahi kabul edemezdi tabiat bağırsakları. Yılın en sıcak mevsiminde, günün en ter kokulu saatlerinde kanları donduran bir soğukluk barındıran yapay zeytin dalları. Oysa bir zeytinin en saf kokusu, akı akmış siyah küçük incilerin içinde oturan gülümsemelerdeydi. Beyaz elmasların yataylamasına uzandığı sonsuz gerginliğe sıralanmışlıkta barınan kahkahaların yüzeylerine sinmişti.
Fazla metafor mide bulandırır ve ahmak ıslatanı sel habercisi sandırır. Haklısınız, sonsuz kelime orduları her saniye işittiklerinize akın etse, başınıza bir kitaplık düşmeden fark etmezsiniz çoktan kayıp gitmiş vasıfsız ayağınızı.
Bu sebeple sayın avare ve deli divaneler. Boşluk güzeldir. Yaşadığınızı derinimden hissediyorum. Pek tabii, bir sesin yankısından öteye gidemiyor tecrübem. Çarpıp savrulan boş teneke tınılarınızla dansınıza raks eden yeşil taze çürük cevizlerle aynen devamlılık diliyorum bahşetme yalvardığınız biçare ölü kokulu sözüm ona dualarınıza. Siz mutluysanız, bize mutsuzluk alın yazısıdır. Size konuşmaksa yakışan, payımıza düşen sessizliktir. Zaten yaşam pastasından tabağıma pay edilendir sessizlik.
Sizler efendim,
Anladım ki,
İflahı namümkün güruhundansınız.
Yorumlar