Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

Bİr Şey

Mimoza ve Mona Roza kokan. Saat geçi çok fazla geçiyor. Hava sıcak mı soğuk. Yaz soğuğu. Sis hiç bir yerde içimde olmadığı kadar yok. Yani bazen bir şeyler anlam kazansın diye de yazılmazmış. Sen uzaklarda hiç bilmediğim ve görmediğim alın yazım. Bir gün sana ulaşırsam şayet, sitemlerimden dolayı kızmaya hakkın olmayacak bana, ki benim de sana. Sana ulaşmak derken, zaten sana ulaşılmaz, her ulaştım sandığım andasın bana en uzakta. Nasıl bir yazıysa, ki bu değil roman ve ansiklopedi, bir ömürden fazla süren bir nadide ve nevi şahsına münhasır dolmak bilmez bir imtihan kağıdı. Bir son beklemediğim çıldırış silsilesi sürüp gitmektesin.

Ey ömrüm, gülüm solar mısın ki bilmem bir nâr görene değin. Yoksa yanar mısın sırılsıklam kokunla sarar mısın yine sıcacık. Ey canlı cenazem, içinde Arakan çığırtkanlığıyla Somali gözyaşları döken Kudüs toprağına. Bu samimiyetsiz bitişin hayra alâmet gibi gözükmemekte. Lamba ışığından mum hissi beklemek gibi bir şey bu yaptığın. Biliyorsun her sabah uyanınca batışını bekliyorsun güneşin yeniden doğsun diye ki varsın diğer geceye. Takvimden gün düşürmek için yırtıyorsun ömür sayfalarını ve hızlı ve acımasız ve cüretkâr geçiriyorsun yirmili yaşlarını.

Genç görünen buruşmuş çamursu, bak diyorum ki sen samimiyetsiz bir yalancısın. İnkâr ediyorsun dilinle tasdiklediğin her bir olguyu. Yaşamıyorsun, yaşamanın dayanılmaz hazzını bir sokak köşesinde yitip giden renk curcunasında, yapay kokulu yeşil orman zeminlerinde arıyorsun. Karanlıkta kaybettiğin cevherlik kömürleri zifiri kokan zift gözlerinle sahte aydınlıklarda bulmaya çabalaman gibi bir şey bu. Yürüyorsun da neye yarıyor der gibi boşa adım atan dermansız ayakların. Bacaklarınsa bir hiçliğe bile bile giren vücudunu taşıyor şikayetsiz ve ücretsiz. Yani yalnız samimiyetsiz de değil, bir nankörsün de, cebinde parasız cimrilik taslayan şükür bilmeyen nefsinle yediği içtiği ayrı gitmiyen doyumsuz bir güruh parçası ömür defterine akıttığın her bir mürekkep izin. Dışı dolu içi bomboş bir hokka. Gözlerin çoktan işlevsiz bir noktada takılı kalmış şaşkın ifadesiyle çevrenden alıyorsun ölü toprağını. Üstüne her kürek döküldükçe istemsiz kanat çırpıyorsun gökyüzüne.

Aylar oldu, sonra yıllar oldu, sonra günler birer asır düştü erip ermiş yoluma. Yürüyesin dedim sana her defa, her aralıkta. Yürümek bir uzak film sahnesi şimdi, hipnotize edilmiş ve kendi göz çukurundan içindeki uzay boşluğuna düşmüş bir beden mesafesinden. Elini göz yuvasına uzatan ama uzanamayan, kayıp giden siyah bir sonsuzda. Yürümek ciddi bir eylemdir, iliğime değin tecrübemdir yine. İlerlemek bin şükür sebebidir, emekleyerek, uçarak, koşarak, sürerek veya. Ama kendi bacağına tutunamamak bir sonsuzdan uzanarak. İşte bu, bu bir nevi ölmektir. Yeniden canlanmak bekleyen bitki isimleriyle anılacak bir mevsimde taze yapraklarıyla. Kışa direnip kardelen gibi veya Arnavut taşları arasından filiz vermek bekleyen, direnişin bir devrime intikalini en güzel gerçekleştiren tabiattan nemalanarak.

Sözcükler sizi seviyorum. Hiç sevmek hissedemediğim bu devirde sizi sevmek bir mucizenin aksedişi sanki.

Gün doğumunu beklemek, hamile güzelliğisin. Bir şehrin doğumuna gebe küllerin.

Ve gerisi sözcüklerin dediği.

Bizimki sade sözcüklerin elçiliği.


Yorumlar

Popüler Yayınlar