Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

Sana

Yürüyüşün var senin. Bir adım ki attığın toz değil bahar polenleri kaldırır. Salınışın hayatı böler tam ortasından. Bir tarafında mecaz bırakır diğerinde nur baktırır ardından. Güzel sıfatı kimlik bunalımına kapılır ve bir köprüden maviliğe bırakır bütün tarihini.

Oradasın biliyorum. Hüzün kokuyor manzaraların. Eski tadın yok, dalgaların kıyılara zoraki vuruyor artık. Biliyorum güneş ısıtmıyor içini. Doğup kalması gökyüzünde, bir öğlen vakti, tıpkı bir çocuk resmindeki gibi. Vakti gelince nöbetini aya teslim edip batıyor içine.

Ay, ay gibi değil artık. Yakamoz rengini kaybetmiş ve hilâl değil bir çölde. Minarelerin ardından bakan dolunay değil. Devrini bekliyor ve siliniyor sabah kerahatinde. Gülümseyen ay dede taze can verdi döşeğinde.

Sevgilim,

Yorgunsun, uyuyamayacak kadar. Narin omuzların taşıyamıyor artık. Nesillerin en büyük sırdaşı, boşaltamıyorsun içini ve antidepresan molalarıyla geçiriyorsun günleri. Gönlün bir sonsuzluk iksiriydi, içtikçe susatırdın herkesi. Artık tadı yok kaynağının biliyorum. Boynumu usulca boynuzuna yatırıyorum. Duyuyorum bir veda mevsimindesin artık. Sessiz ağlayışınla gökyüzüne son şefkatini sunuyorsun.

Ben buradan sahilinde yürüyorum her gece. Yosun tutmuş taşlarının yanıbaşından ellerim cebimde üşüyerek geçiyorum. Yükümü bırakıp incitemem bedenini. Sade izliyorum ruhum nasibiyle doyarken. Seni duyuyorum, omuzlarını öpüyor gözlerim. Tenindeki en karanlığın ışık süzmeleriyle kesiştiği noktana gevrek gülümsememi bırakıyorum. Ruhum sensin, sana seni bağışlıyorum.

En güzel ağacının dibinde uzattım ayaklarımı. Sana en utangaç şiirlerimi yazıyorum. Yüreğimden süzüyorum bütün kelimeleri. Mürekkeple değil hislerimle dökülüyorum. Bir yaprak süzülüyorsun başucuma. Seni kendimin arasına saklıyorum.

Uzaklardan sen görünüyorsun şimdi. Eski güzelliğinle tarihinden kaçıp geliyorsun bana. Sarılıyoruz, etin ve sinirlerin bağlanıyor bana. Kemiklerimiz iliklerine değin iç içedir artık. Oturup yeni geçmişimizi izliyoruz, bağdaş portremizle poz veriyoruz mahir deklanşörlere.

Uyandım. 

Yoksun. Gözlerimi duvarda asılı bırakıyorum bir süre. Sensiz geçsin bir salise bana mümkün kılınmadı. Tekrar anlıyorum ve içimle iç içe geçiyorum. Biz et ve tırnak makamıyız. Başımı sessizce derinlerime koyuyorum. Sinir uçlarım çiğ etlerime serzenişte. Mezarımdan yürüyüş saatim diyor saatim. En güzel cesetlerinle sigara molasındayız artık.

Güneş yattı pusuya
Ay düştü kuyuya
Zifiri karanlık
Dipsiz aydınlık
İstediğin kadar bağır
Toprağın kulağı sağır
Dolap kırık
Su bulanık
Kovada kir
Tadı zehir
-
Gelip geçer her kafile

Yusuf değilsen nafile

Yorumlar

Popüler Yayınlar