Sessiz kokulu ılık bir yaz akşamı. Tenha köşesinde gecenin, ölüm kokuyor caddeler. Yatağından hayli uzak bir su şırıltısı dinmiştir artık. Coşkun fırtınaların sürüklediği falezler, uçurumdan salınan hürriyet kanatları.
Bulut gözyaşlarını taze barındıran yeşil çim kokusuna uzanmış özgürlük savaşçısı. Gözleri bir derin ufka doğru kapalı. Sararmış gaz lambaları camından akseden umut ışıklarının sirayetine şahit şimdileri. Eski köy kokusu desem hani, saçları buram buram yaşamak kokan anaların diyarı.
Gölgelerimiz tanışmış bir ömür öncesi. Sen nasıl oluyor ve birden yüreğime sarılıyorsun. Kara buharlı bir trenin titrek cam kenarı. Melünce bakakaldım yedi cennet kokuna.
Günleri devirmekten geldim.
Yırttım arsız zamanı
Tarihlerinden çıkıp geldim.
Ölüm bilmez bizim diyar.
Her ölenden bin çoğalıp geldim.
-
Ölmüşlerden geldim çoğalıp.
Gidişim çoğaltarak ölecek.
Ter kurumaz ten yarıklarından süzülüp aktım şefkatin en hassas bağrına. Hayır dualarını aldım bakir rahiplerin. Manastırlarında kıyam durdum yalıyar yamaçların. Yayımı gerip güneşe saldım sözlerimi. En babayiğit naralarımı deniz papağanlarına sattım. Sardırdım tütünümü çöl kurağından çatlak kadın ellerine
Savaşçı
Dehledi katırını rahat döşeğine
Çizmelerini Afrika'da çıkardı
Yıkadı ellerini susuz kuyularda
İkame etti cılız bedenini
Yarı çatlak bir aya
Kuru bir yaz sabahında
Yorumlar