Düşüncelerden düşünmeklerden kaçındığım bir serüvenin ortasında yavaş yavaş ilerlediğim yetim ömrüm. Uzaklarda bir ışık diye didinip durduğum fakat ulaşamadığım ve göremediğim şişik tabanlarım. Bir veba geldi aldı götürdü yüreğimi ve çaldı göz kapaklarımı. Ben bu göz bebeklerimle bir karanlığa dalıp gitmekle kaldım gitmek istediğim her yerden. Güneşin batışı bende, doğum bize mekrûh kaldı.
Bir tesbihin dalgın dalgın çekilmesi gibi kayıyor günler elimden tane tane bilinçsiz. Her gün aydınlanıyor ve kararıyor yalnızca. Bu aralıkta savrulmaya bırakıyorum bedenimi ölü yaprak gibi, tatsız su meltemlerine. Kaderim kederin pençesine takılmış can derdine düşmüş. Yürüyen bir ölünün cansızlığına ab-ı hayat aramaya mecali kalmamış taze elleri, düşerken tutunmaya kalmayan mecali. Neden mi? Çünkü her şey görmeyen gözlerime mecazî. Yüreğini hissetmeyen gördüğünü de kavrayamaz, iliklerime değin tecrübemdir. Bir kişi ölmeden tek şekilde ölmeliydi oysa. Ben ölmeden ölmenin tek olmalılığını da kaçırdım paslı gar peronlarında. Beceriksizliğin bu denlisi belki ağır geliyor, bilmem, hissetseydim belki.
Kavuşmak bekleyerek diri kalmaya çalışan bir ruh, maşuk bildiklerinin hayalini kurmaya korkuyor artık. Hayalsiz nefes almanın manası nedir sizde? Bir duvar dibinde piyano tuşlarına rastgele basılarak çıkarılan hoş bir ezginin eşliğinde dalıyorum beyaz perdenin usulca süzülüşüne. Gözlerim o perdede donup kaldı. Beyazlığı bilincimin çok arka sayfalarında. Siyah beyaz bir Fransız filmi bıyıklarımla bir notada basılı kalmış işaret parmağım.
İşaret çocukları sahi. Gerçi asırlar geçmiş gibi. Herşey ne kadar da geçip gitmiş. Azizim diyorum kendi kendime. Bir kırışıklığım eksik bir de bir baston sadece. Bakışımda vazgeçilmiş şeyler de varmış, öğrendim. Teyit de ettirdim. Beglaubigung.
Yazılır. Çok yazılır. Düşünülmeden de bazen. Düşünmeye üşenmek çünkü bazen. Gerçi hep gibi artık. Başka bir boyut özgeçmişime. Bildim, yazdım. Önemsiz ve niyetsiz.
Neyse ne artık
tır ya hani
Neyseyse de
nedir artık.
Tık.
.
Yorumlar