Kişi, dirilişine vesile olduğu her kişiyle yeniden dirilir gibi olur. Diriltmekten kolayıysa öldürmektir. Kendini öldürmek, kendine ihanet etmek, kendinden yabancılaşmak, sonra dönüp özlemek kendini. Bu dönüş, iki yüzlülüğün insanın kendinde en acı vücut bulmuş hâlidir. Bundandır önce çevresine yamayıp da özünde kendine dikiş atmamışlığın farkındalığı. Mumun dibini karanlığa terk edişinin çok sonradan fark edilişi, kişinin kendine yakıştıramadığı hâl ve hareketlerin, kendiyle kaldığında fark edilişiyle eşdeğerdir. Bu iç sesini dindirmek için yol yürümek, kilometrelerce yürümenin da kâr etmeyişi. Ve sondaki farkındalığı, katettiğin mesafenin sade çaresizliğinin ayak seslerine tanıklık etmişliğinin. İşte tam bu noktada tek bir done tutar insanı, kendi yüreğinin hâlinin tek canlı şahidi oluşunun aslında. Çünkü dünyanın en güzel şiiri, her insanın kendi yüreğinde dökülür mısralara.
Gözünden bütün bir ömrün geçer. Önce çocukluğun. Çocukluğuna dair yaptığın hataları da bir kenara koyup, o çağın sadece en temiz hissettiğin zamanlarını getirirsin aklına. O ilk masum ve içten gülüşün, ilk sarılışın, ilk yardım edişin, ilk sevdiklerinin dertleriyle dertlenişin. Dizi kanayan dostunun başına ilk üşüşmen. El uzatman, tutman elinden. İlk ibadetin, verdiği ilk tatlı huzur ve haklı gururun. Dost meclisinde ilk beraber kaşık atman. Elini ilk omzuna atışın kardeşim dediğinin. Bisiklet yarışın, gol atışın, sobelemen ve diğer ilkler. Masumdum dersin. Ben masumdum aslında.
Ergenliğinin hatalarını yaşına verirsin ve kenara koyarsın yine. Kankana verdiğin bir borç vardı hani, sayende sıkıntısını gideren. İşte o an yine temizdin ve masumdun. Kopya çekmedin bir keresinde, hakka girerim endişesiyle. Sonucun ne geldiyse de huzurlu hissettin kendini. İşte o an, haklı gurur ve tatlı masumiyet hissin senindi. Sen suçsuzdun. Sen temizdin aslında.
Gençlik çağın geldi. Başlarda yine koydun hatalarını bir köşeye, gençliğinin enerjisine verdin. Sonralarında yine koymak istedin sağa sola hatalarını. Fakat tam koyamadın işte. Biliyordun ki koymak için yamayacağın bir sebep bulsan da bilincinin artık idrakindeydin. İçinde bir yer tuttu. Fark ettin ki gitmeyecek yerinden, bu, seni terk etmeyecek ilk yaralarını açmışlığındır. Zaman geçti. İlk kez zaman geçmesini beklemiş oldun. Gördün ki yaralarının acısı geçiyor. Lâkin izi kalıyor ve kabuk bağlıyor. İlk kez alışmışlık nedir, böylece öğrenmiş oluyorsun. Bunun da bir tarafı acı tanıklıklardan, bir tarafı yaşanmışlığı omuzlamanın verdiği olgunluğunu fark edişinle başlayan haz duygundan peydah oluyor. Ben büyüdüm sanırım demen, işte kaynağı tam bu noktadır.
Orta yaşa adım adım yanaşmaktasındır artık. Gençliğinle arasındaki ortada, arafta, yürümek zamanın başlamıştır. Zamanında hatalarınla yoğrulan yaşanmışlığının bilinciyle, daha dikkatli ilerlemek gerektiğinin bilincinde. Tecrübe ettiğin bir yanlışını tekrardan yaşama korkusundan kaçmak istedikçe, bir bakıyorsun birini yaşıyorsun yine. Bu, seni en çok yıkan ilk şaşkınlığındır. Kendine ilk bıçak darben. İlk öldürüşün kendini. Sen suçlusun. Sen temiz değilsin aslında.
Sonrası mı? Sonrası, başa dönüşün. İki yüzlülüğüne denk gelmenin acısıyla aynı haznede kendini özleme duygun. Bir gece yarısı yola dökülmen, mesafelerce, sonunda sade çaresizliğinin ayak seslerini duymuş olacağının bilinciyle...
Bir çıkış yolu diye inliyorsun değil mi? Sanırım ilk cümlede saklı tek yol. Kendini diriltmeye vesile olup kendinle yeniden dirilmen. Gibi olman. Dirilişi kimileri yogada arıyor. Ben yogada aramayanlardanım. Herşeyin özüne boynumu yeniden yatırmaktayım. Utancımla yeniden.
... çünkü dünyanın en güzel şiiri, her insanın kendi yüreğinde dökülür mısralara...
bir insana bırakılmış olan keder
ve kelimelerin kalbi…
insan, kendini özler mi?
özler!
bizler ilinekleriz,
bizler,
yol sefilleriyiz…
uzakta, kendimin hayali,
bölük pörçük ve paramparça;
bir daha görse miydim?
kendine akıyor denizler…
insan kendini özler mi?
özler!
Nerdesin ben?
bulsam da bir mühür gibi
hayatımın eski defterinin
soluk, lekeli, özürlü,
çizgili ve saman
kağıdına geçirsem…
‘benim sanki ben şimdi ne değilsem…*
*Hilmi Yavuz-Kayboluş Şiirleri
Yorumlar