Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

Bank

Sen her gün bir bankın aynı köşesinde kendi dünyanı kurcalarken ben bir yabancının meşgalesini düşünürken buluyorum kendimi. Bu sırtın eğikliği, düşük omuzlar ve dalgın bakışlar. Muhtemel ki küçük dünyanı karaladığın pembe sayfalarını da görünce bir gülümsemedim değil. Bir kez tanışamadan bin kez karşılaşmalarımız sürecek de. Farklı mecraların aynı kokusuna bulaşmış, özümüz bir mayalanmış, sonra ben senin toprağında eşelenmeye uğramışım. Sana gavur bir misafir olmam edasıyla yanından geçip yürümeye devam edecek, sen yine göz ucuyla süzüp meşgaleni iştigaline döneceksin. Birbirimize sunduğumuz en kıymetli saygı kuşağı bu, başın bu denli kalabalıkken resitalimizden ziyadesiyle memnunum.

Omuzlarıma konmuş bir hamal güçsüzlüğüyle, kafesimin tam ortası içine ezilerek çöktü. Sonra kelimeler yavaş yavaş içine kapandı. Dilimi ne zaman çıkarmak istesem bir küskün duvarla karşılaştım. İçime hapsedilmişler dışarı çıkmaktan imtina eder oldular. Pavlov'un mahlukları işte. Camlara dayanıp uzun yeşillerin ve ardındaki bulutların, gök pamuklarının, ben temaşasına istemsiz kaptırarak hislerimi. Ağzımı hiçbir bıçak açamadı. Sen bir bankın köşesinde oturdun, ben diğer yanına bir ben bıraktım. Ceketinin fiyakasını da saçlarının kabarmışlığını da turunculuğunu da hesabına yazdım bayındır sokakların. Sen ama her gün aynı yerde hiç bozmadan istifini, ciddiyetinden tek taviz vermeden, pembe sayfalarına hep bir şeyler karaladın. İhtimal ki unutmamak için kaydettin hepsini, ben oturuşunda yeni bir edebi akım iniltileriyle gebelik bitirenler görürken. Kim bilir kimlerle konuşurken kendi kendine kim bilir, ben siyah süvarilerimle akınlara giderken tökezleyip kaldım sende. Ben her gün sonunda eğerinden tutarken dilimin, sen evrene cevapsız çağrılar gönderdin.

Zaman bir alev gibi sinsi sinsi yayıldı ey. Bir kaç sene kaç ömürle dolaşıyor kucağında. Yeni yarasalar yeni deliklerden sisli mağaralara tünemeye devam ediyorlar. Mısır tarlaları, sığ sular, sahte mühür kokular diyarı. Sütten yeni kesilmişler bir darağacında sallandırılırken kaç sofrada ucuz etler yapay gülümsemelerle sunuluyor. Ay ışığından yükselen dumanlar, bir aciz taburun rüyalarını süslüyor. Bir ışık sağa kıvrılıyor bir bakış iki metre sonrasını unuturken. Bir bakış ki ışık, hızına yetişemiyor. Kısılıyor bakışlar bayındır kentlere düşünce. Bir adam kollarında yeni ektiği tohumların çimlenmesini bekliyor, çürümüş eski filizlerine inat. Sonra mevsimler geçiyor, ağaçlar bir soyunup bir takıp takıştırıyor. Gezegenler durmaksızın yol yürüyor. Bir adam bir bankın köşesinde pembe sayfalarla.

Bir hâl geliyor, dudak aralarından gizliden bir firar. Oluk oluk bir şeyler her yerlere dökülüyor. Kaşlar deve cüce oynuyor, derinlerden bir sızıya kesiliyor kulak, önünü görmeden bakan gözlerle kadeh tokuştururken. Burada bir akşam oluyor, içimin aksedişi gökte buluyor diyorum yerini. Duyguları göklere kaptırdık demek. Sağımda bir ışık dönüp duruyor. Yapay renkler devir daim yapıyor, devri daim olsun diyorum kendime. Bir hâl geliyor, dudaklar öbekler kanıyor. Bir adam bir bankta oturuyor, yanı boş.

Karşı yakada bir dünya, içinde doğal afetleriyle kümesinde akışına ritim tutuyor. Müsabaka holiganlığından terleyerek devri alemine devam etmekte, tarafsız. Devriyle buzulları eritiyor istemsiz, alemler sular altında kalıyor. Küresel ısınma diyorum, sağlığa yararlıdır. Nice titreyen kemikler sergilenirken bu titremeler bir güneşle salabilir iliklerini. Et kokuları, taze et kokuları, lezzetleri iliklerinden akıyor. Kırarak pişmeden bitiriyorlar, kaçıyor tadı, sonra tuz deryaları damarlarında dolanıyor. Burada yine bir akşam doğuyor. Bir adam, pazar poşetiyle bankında köşesini kapıyor yine. İçinde amacından bağımsız gereçlerle birkaç tuşa tıklarken. Gözlüklerinden bir yenidoğanla taze ölü kokusu yayılıyor, bir bankta bir adamın.

Eski çiçeklerden biri su istiyor benden. Uzaktan nadir gördüğüme kayıtsız kalamıyorum. Su arıyorum can verecek can çekişirken. Su belki ama öyle çokken o kadar az ki aramızda. Basamakların en altında kuyu eşelemeye çalışırken altın varak diplerinde kuş sütleri kaynatılıyor. Tırnaklarla tırpalanırken toprak, eşemesiz çağlayanlar dökülüyor ağızlarına. Eski çiçek kızarmış, akarsu başında bir mahluk tepeden su taneleri serpiyor. Eski çiçek ağzını eğiyor, ben iki büklüm içime kıvrılıyor. Almanya'da akşam oluyor. Bir adam beni süzüyor, saçı dökük bir başına bir bank kenarında.

Yüreğimin en titrek kenarı diğer yanımla bana haber salıyor, yüreğim titriyor yüreğim. Kara bir kedi aramıza yıllar önce sızıp uyumuş, ben oraya bir parçamı bırakıp göğe bakalım mırıldanmışım. Sesine yapay zeminlerden ulaşınca gülüyor gözlerimin içi, bir görsem şimdi ah yerinden çıkar göz bebeklerim. Kokuna bir ömrü ayak altında çiğnediğim, gerilmiş gamzelerinden mayhoş öpeceğim seni. Zihin yuvam filmi çok gerilere sarıyor, taşıdığın şeyleri izleyince ben yerin dibine giriyorum. Utancımla özlemim karışıyor, boynumu yatırıyorum dallarına, sen saçlarıma üfürüyorsun, ben yedi tepeye bir yaz seyahatine çıkıyorum. Gözlerime tuz salınıyor, sakallarımdan damlıyor terleri. Elinden tutup bir kitap alıyorum, elbisesini giydiriyorsun bebeğinin. Bir ağaç gölgesinden evrenin en güzel şiirini mırıldanıyorsun, sesinle tütsülüyorum odamın her köşesini. Senin günün hep yarım doğuyor. Pembe düşlerin en güzelinin mâliki. Pembe sayfaları var burada birinin, her gün aynı bankta oturuyor, adamın biri.

Kimi yürekler görüyorum, yüreğine taze baharlar iniyor. Dağ kokularına yayılıp kapanan yüzü koyun. Yüzleri beyaz nurlar saçıyor. Işığına kısık bakışlarımla yüreğimden gülerek eşlik ediyorum. Akarsuların yanında akarken, gelgitlerine neler boşalttığım şimdi eteklerinde yaz bahçeleri büyütüyor. Bir ucundan çekiştiriyorlar eteğini, toparlayıp sabit duruyor esen rüzgarlara eylem savaşçısı. Etekler görüyorum, taştan yapılmış gibi dalgalanmıyor hiç. Zarafetinden taviz vermiyor, pozların en güzelini Rönesans heykelleri gibi sunuyor. Tıraşından memnunlara ayrı bir bakış atıyorum, süzüyorum göz ucuyla, bir adam gibi, ama hayran hayran, bir bankta dünyasına dalan.

Sesi kesik biri duruyor, hızlı adımlıyor. Beyninde kıvrımları şişip ovalleşen. Her bir yerini bir cilvesine kiralamış kaderin. Donuk donuk bakıyor gökyüzüne. Tabiatı izleyip küçük tepkimelere giriyor. Beni görünce gülümsüyor bazı, reaksiyonu beni hiç ilgilendirmiyor. Her bir adımda bir kulaç salıyor yanında. Ömrü dirseklerinde çürüten, yanıbaşımdan atlarla geçiyor peşine özünü takarak. Ben bankta oturan adam. 

Bir bankta bir adam oturuyor, beni süzüyor, pembe sayfalarına dalıyor. Ben bir yabancının meşgalesine gülümsüyorum. 

Almanya'da güneş batıyor. 

Bir adam bir bankta oturuyor.



Yorumlar

Popüler Yayınlar