Ana içeriğe atla

Nitelikli

17

Seni içten çağlayan bir sızıntıyla bugün  Bir halkanın ruhunda karşıladım Hiç beklemediğim bir hayretten doğan Uzun bir vuslattan ancak eren,  Örtülmüş kanımı inişinle dirilten Ucundan dahil olup görünmeyen  Bedenin O mütevazi, o sıcak, o gülümseyen  Heybetin Gönlüme konuşunu anladığım  Tuz damlaları Dolmuş avuç ayalarım  Narin ellerine yâr Değil iki kaçsa da hayat Ruhum malikine hem Hem emanet kıldığına Topraklığımı Tozum duman olana değin Hemhal olsun

döngüye kıstırtan

Haznemize geldik yine. Soyut bedevilerin alemlerde düşe kalktığı yıllar aşırısından düşüp gelmiş, gözlerime derman olmuş işte. Baş sallayarak ve emzikleyerek ağzını, bu düzlük bu ova ne yol götürüyor. Bir sis yükseliyor bir gül boyun eğiyor, çok içten ama fazla uzaktan bir ses yükseliyor efilinden. Tam içime bir ok saplanıyor. Siyah inciler sağa sola kaçışıyor kapaklar inip kalkıyor yeşil gavur çim yığınlarında. Sarıp bir bakıyorsun olacak gibi değil. Kokunu kabul etmiyorlar, ettiremiyorsun sinmişliğini. Kahkahayla karşılayacağımız piyeslerin başrolünde şaşkın bir vaziyette ve ürkek ürkek bir şeylere sarılıyoruz. Sarmaşlığımız bu sırnaşıklığımız ne masivalarda yer buluyor. Neler dönüyor neler. Bin kere sarıyoruz sarmaş dolaş oluyoruz. İçleri içlerimize geçiyor, dişlerimiz tırnaklarımız deşiyor taze kokan derileri. Tütsülenmiş taze deriler. Bayındırlarda pazar meydanlarında halka arz ediliyoruz. Bir kafeste suyun dibinde sergileniyor vücudumuz.  Çaputlara diziliyoruz bileklerimizden, dikenli taçlar geçiriyor yaşlı bunaklar. Gırtlaklarımızı kemiriyor yetip yeşerememişler. Öfkeyle kalkamadan zararın tam kucağında, içimizde hasat yakarken siyah dumanlı, tırpanlarımızı duvarlarda dinlendirirken. Göğüs kafesimizi yararken ve salarken ebabilleri cehennemimizden. Merhemleri dizlerimizde ovuştururken, içimize şerbetler akıtılırken, yağlatırken tabanlarımızı. Sonra uçuverdik işte. Açtık kollarımızı bir semayı yarısından böldük. Ateş püskürttüler taştılar, deliklerimizden oluk oluk magmalar taştı. Lime lime tabaklarda sundular paramparça ettiler, derilerimizi paramparça. Meze yaptılar kimsenin tadına bakmaya yüreği yetmediği acı mezeler. Panayırlarda kokularımızı tuzladılar. Kokmayalım diye bozulamadık da. Dişlerde kaldık kaçıştık aralarına kekremsi tatlar bıraktık. Uçtuk, rüzgarı arkamıza alarak uçtuk, efil efil uçtuk süzüldük ve sarılamadık şemse.

İnce tellerin sesine astık ciğerimizi. Oyluk etlerimizden... oyluk etlerimizden şişe dizildik. Siyah dumanlı kevgirler. Yanmış otlar, çiçekler, yanık böcekler. Oyalarımız kendi bağımsızlıklarında sağa sola kaderin tuzsuz ağını ördüler, kokmayan, narin ve ince. Dum dum vurdular inlettiler avaz avaz huşuya kıyam durduk. Ezgilerle bizi eleklerimizden süzdüler, katık ettiler bizi tutmuş diplere. Çocuk, kaşlarını indiremedi bir türlü seneler geçti kovaladı yedileri üçleri kırkları. Kaşlar inemedi. kapanamadı gözleri, dudakları ayrılamadı. Deniz kıyıları... kağıttan gemiler, şişmiş cesetler, yüzen bebekler. Bilinçsiz yazıgelen bir yürüyüşün ilk adımları, son düzlüğü şu kekremsi hayatın. 

İki siyahı bir noktada daim eden hayat. 
Dumanı taze üstünde yediremeyen kendinden, bandırtamayan hayat.
Işığın karanlığı yatırıp zifirlerin ışığa galebe çaldığı yalan düzen, yalan hayat.
Bez parçalarını sırılsıklam ettiren, kaldırtmayan meşgalesinden boş, boş oda bir hayat.
Başı pencereden sarkıtıp öyle baktırtan. 
Altıpatlarların oyuncak sunulduğu kovanlarda papatya diktirten. 

Pişmemiş yumurtalar yerlere düşüp kırılıyor. Yağmur şarkılarda yağıyor. Sarılar beyazlar saçılıp saçmalıyor. Acı ki kelimeler bir halt barındırmıyor. Mum yakılıyor dikilip eller kavuşuyor fakat nefes gelmiyor içten. Sayılar hesaplamıyor. Hesaplar yaramıyor, dikiş tutmuyor. Tenler kavrulmuyor. Sonu gelmiyor. Dönüşler bir sona doğru batıyor. Zerreler kaldırmıyor döşekten. Bir ney üfleniyor yer yerinden oynuyor. Sıcak ortamlarda masalar bile cilalı. Kuruların rızkı masalara meze ediliyor. Şişmişlikler söndürülemiyor. Bir rutin çıkmıyor rutinlikten devam ediyor. Ovalar bitmiyor, dağlar çıkmıyor. Kavislerin özlemi bir başka nura veresiye. 

Tırnak köklerimizden, sinirlerimizden, kök hücrelerimizden kopamıyoruz. Tıka basa tıkıştırıyoruz içimizi içimize. Yay gerginlikleri yukarıya bükülmüyor. Odun ateş tutmuyor, alev almıyor. Camlar anlam ifade etmiyor, değersiz sayıları. Ağarmak sade çamura yaklaştırıyor, ölüm sade insana yakışıyor. İskeletler istiyorum, kemikler istiyorum. Demir bileziklerle süslenmek istiyorum. Ehliyetsizlerin gözlerinde parlayan ışıklar istiyorum. Hasat istiyorum ki sanat yapıyorum. 

Pasaklı uzun cüceler yer madenlerinde inci nasıl keşfeder. Duman bir bulutla nasıl eşdeğer. Çekikler ne çektirirler. Saatlerce nasıl dinlenir bir mızırtı. 


Boylu boyunca uzanmak istiyorum.

Yorumlar

Popüler Yayınlar