Dört bir ağızdan sırılsıklam gözlerimizle seneler öncesinde bir yol almaktaydık. Hapur hupur yaşamaktan yorulup dinlenememiştik, dinlenemedik hiç. Biraz dökülsem altına yine bir çengel takılır derime içim acır. İçim eriyip eriyip gider böyle. Susmak kaç ton çeker, ne kadardır ağırlığı, hangi kantar tartar, kim içinde taşır?
İçime öyle bir oturuyorsun ki, kalkmak bilmiyorsun. Okumadan nelere de soyunmuşum öyle. Bir soyunmak ki, bana kızmasa insanlar küserim onlara. Cam kenarlarından ne kadar sarkarsam düzene girer dengeler, ne kadar üflersem uçarım kendimden. Bir anda düşüp gitseniz sarkmadan, tutunmadan parmaklarınızla. Ani olsa alıştırmadan. Ben anilere alışığım, gayrısı etlerime çentik atmak.
Yerlere yapışsam ey, yönüne bakmaya kalmadı yüzüm. Baş çevirmekten kalmadı görmediğim yer. Kaçıp bir anda penceremin önünde sîret dilenmek, genişlikle doldurmaya çalışmak bir kofiği. Mavileri içime hapsetmek derken ne kadar hızlı taşıyor haznem. Önüm arkam sağım solumdan beni sobelemekten imtinam mıdır bu? Yaşadığını harflerle izah edemiyorsan şayet, hangi dil tutar elinden, hangi ses? Uzaklardan gelen yanık nidalar neremde bir manayla sarmaş dolaş? Bir kandil bulup aksam içime, kendi damarlarımda dolaşsam.
Sen bana hiçbir şey söylemeden neler neler anlatmışsın. Oysa olsan şimdi ezberimi hatırlatsan. Cümlelerin yerleri çok karıştı bende. Kelimeler seslerinden koparak bir manasızlık ikliminde savrulmakta. Tutup bir çekiştirmeye bir el uzatsan belki kim bilir her şey özüne dönmeye heveslenir. Kök hücrelerime hasretim ey. Göğsüne beynimi yatırmak, senin kalbinle doldurmak her bir hücremi.
Buzullar erirse diplerinden çıkar mı bir kardelen, yoksa çoktan bir çamurluk mu barındırıyor yeryüzüm. Ellerim daireler çizmeyi bırakıp düz ve net olacak mı hiç? Gözlerim bir şahin gibi keskin görür mü yine? Ben çaresiz göğün limanlarına sığınmalıyım artık.
Yaşamışlığımın demi kaçtı, özüme bulanmaktan korktu hislerim, yoğrulacak bakışlarım da tutacak mayası da kalmadı geçmişimin. Bu adım adım erimeler bir yerde buz kesilirse yeniden, belki o zaman kendime bakacak bir yüz belki.
İçime öyle bir oturdular ki saat gece yarısı. Çırılçıplak yürüyorum sokakları. Kızmıyorlar bana, öyle küsüyorum ki etlerimi lime lime doğruyorum düzen sofralarına. Parmaklarıyla asılarak alay ediyor benimle yapraklar. Düşüp durdukça çırılçıplak ağaçlar beliriyor gözlerimde istemsiz. Ben en alt katın en az acıtacak yerine yemin durmuş.
Adını anmayalı karardı yüzüm. Baş çevirmekten kramplar girdi kafesime. Tesir edecek bir avuntu serabından uyanamadıkça tuzlar serptim grilere. Bir dil öğrendim taze, harfleri ortalarından bölerek. Sönmüş bir ipi tutuşturmak için elimi kor alevlerde gezdirerek. Damarlarımdan senelerdir yankılanan tek bir sesin altına dökülemedim, çengel takılır, acır içim.
Tek bir ağızdan kupkuru gözlerimle yolda kaldım senelerce.
Yorumlar